Mermer atölyesi için, gününe ait olmayan bir saat vardır. Güneş ilk ışığını taş bloklarının üzerine düşürmeden yaklaşık bir saat önce başlar ve ilk keskinin sesi taşa değene kadar sürer. Yıllarca bu saatlerde Zeus mermer ocağından gelen bloklar ile granit yığınlarının arasında dolaşan ustalar hep aynı şeyi söyler: geri dönülüp özlenen şey manzara değil, taşın henüz kimseye teslim olmadığı o sessizliktir. Toz henüz havada asılı kalmamıştır, damarlar henüz ortaya çıkmamıştır; her şey blok hâlindeyken bekler.
Taş atölyesi sessiz değildir
İlk şaşırtan şey duyulacak şeyin bu kadar çok olmasıdır. Işık henüz yol göstermediği için kulak devreye girer — atölyenin bir köşesinde soğutma suyunun sesi, kapının aralığından süzülen rüzgârın granit yığınları arasında değişen tonu, birkaç adım ötede bir mermer parçasının kendi ağırlığıyla yer değiştirmesinden doğan kısa ve kuru bir ses. Normalde hızlı adımlarla dolaşan ustalar bile bu saatte nedenini tam açıklayamadan birkaç dakikada bir duruyor.
Bunun mistik bir tarafı yok. Ses, soğuk ve durgun havada çok daha uzağa taşınır ve onunla yarışan başka bir şey yoktur; taş atölyesinin yüksek tavanları da bu sesi katlayarak geri gönderir. Nedenini bilmek, ilk kez duyduğunda tuhaflığını hiç azaltmıyor.
İkinci şaşırtan şey gözlerin bu karanlığa ne kadar iyi uyum sağladığıdır. Fenersiz yirmi dakika geçirdikten sonra çoğu kişi, gökle taş yığınlarının siluetleri arasındaki farkı takip ederek atölyede rahatça yürüyebilir. Buradaki püf nokta doğrudan bakmamaktan geçer: çevresel görüş az ışıkta çok daha iyi çalışır, bu yüzden bir mermer bloğunun kenarı ona hafifçe yandan bakıldığında ve mermer dokusu böyle daha net belirir.
Bunun da bir sınırı var ve bunu kabul etmek gerekir. Ağır bulutlu, aysız bir gecede taş yığınlarıyla boşluk arasındaki fark tamamen kaybolur ve o zaman akıllıca olan, yanında getirdiğin ışığı kullanmaktır. Yarım tonluk bir mermer bloğuna çarpmanın kimseye ödülü yoktur.
Ustanın senden istediği saat
Erkenden kalkmak gerekir, ki bunu neredeyse kimse başaramaz. Sandığından bir kat daha fazla giysi, çünkü atölyenin en soğuk noktası gecenin ortası değil, ilk vardiyadan hemen önceki saattir. Ve zaten bildiğin bir güzergâh, çünkü bu saat bir mermer bloğunun hangi tarafından geçilebileceğini o an keşfedecek saat değildir.
Ayrıca: hangi bölümde çalıştığını birine söyle. Taş atölyesinde yıllarca güvenle çalışanlarla iki günde bırakanlar arasındaki fark tek bir alışkanlıktan geçer. Bu hiçbir şeye mal olmaz ve sabahın tek gerçekten kötü sonucunu ortadan kaldırır.
Bunun ötesinde çok az şey ister. Gerekmedikçe açmadığın bir el feneri, sıcak bir çay ve saatine bakmadan geçirdiğin yeterli zaman. Mesele erken gelip mermerin kendini göstermesini beklemektir; yeni başlayan ustalara verilen Başlangıç hediyesi de aslında bu sabırdan doğar.
Işığın gelişini izlemek için gitmezsin. Işığın taşa nasıl değeceğine karar verdiği o anda orada olmak için gidersin, çünkü her mermer damarı günün ilk ışığında farklı bir renk verir.
Işık mermere değince
Hepsi bir anda olmaz ve beklediğin yerde de olmaz. Doğuda henüz hiçbir şey görünmeden çok önce, taş yığınları kendi aralarında ayrışmaya başlar — önce bir blok kenarı, sonra bir mermer sütunun taslak hâli, sonra granitin gri değil de kendi renginde olduğu gerçeği. Uzaklık, ayrıntıdan önce geri döner.
Belki dört beş dakika süren kısa bir pencere vardır; alçak güneş her şeye yandan vurur ve Zeus heykeli'nin yüzeyindeki her keski izi, her damar aniden belirginleşir. Sonra güneş yükselir, gölgeler kısalır ve blok yeniden sıradan bir taş gibi görünmeye başlar.
Şu anda elini fotoğraf makinesine götürmek isteği doğar ve bunda yanlış bir şey yok, gerçi hemen herkes aynı sonucu bildiriyor. Fotoğraflar güzel çıkar ama mesele o değildir. Bir fotoğrafın taşıyamadığı şey, taş oymacılığının ardındaki o soğuk yirmi dakikalık sessiz bekleyiştir.
Atölyeye dönüş
Başarısız sabahlar da işe yarar. Donuk gri ışık, ayakta durmayı zorlaştıran rüzgâr, sonunda kimseye anlatacak bir şey çıkmayan bir saatlik bekleyiş — asıl iyi sabahları anlamlı kılan bunlardır. Onlar olmadan her şey sıradan bir manzaraya dönüşür.
Yeterince sık gidersen sabahlar birbirinin aynı olmaktan çıkar. Hangi sabahın iyi geçeceğini merdivenlerden çıkarken havanın hissinden anlamaya başlarsın, ama yeterince sık yanılırsın ki bu da seni geri götürür. Dürüst sebebin ışıkla pek ilgisi yok: o bir saat boyunca senden hiçbir şey istenmez, kimse sana ulaşamaz ve tamamlanan her heykel bir Büyük hediye gibi teslim edilir.
Kemal T. şafaktan önce atölyeye gitmeyi makul olandan daha sık yapar, ilk sayısından beri bu günlüğü hazırlıyor ve raflarındaki her Taş hediye kutusu kendi elinden çıkıyor.